jump to navigation

Sevgilime Sevgilerimle… Şubat 14, 2008

Posted by akademim in Uncategorized.
trackback

Yorumlar»

1. Ayse - Şubat 23, 2008

Esselamüaleyküüüüm :)

Nasilsin abem :P

Hak dilemeye geldim, hakkini helal et insallah.. Olmaz dimi bu kadar vefasizlik :D Ama biliyorum ben, senin o yumusacik yüregin affeder hih.. :))

Ne desem bos olur simdi ama olsun..

inandirabilir miyim bilemiyorum, ziyaretlerimi aksatmadim, ama yorum da birakamadim :(

Yorum birakmamamin sebebini bilmiyorum, hiç bir bloga yorumda bulunmadim uzun zaman..

Duyduklarini kim söyledi tahmin ediyorum :D dogru da söylemis. Elhamdülillah (biraz fazla istekli oldu) evlendim, dügün temmuz ayinda, bekleriz herkesi :D Hiç hesapta yokken oluverdi hersey, istanbula gitmeye niyetlenmis, 3 yil ögrenim görmek isterken, bir baktim ki parmagimda yüzük tasiyorum :))) Biliyorsun, nikah kader-i mutlaktir, yeri ve zamana elest bezminde karar kilinmistir.. Mevlâma c.c. sükürler olsun, çok mutluyum..

Ayagimi sürüdüm herhalde, ardimdan salihanin evlilik isi çikti, sonra birden Hatice (bugün dügünü). Evlenen evlenene, biz hala dügün bekliyoruz :D Böylesi hayirliymis demekten baska birsey yapamam :)

Blog çok mesakkatli bir is gibi geldi gözüme.. Hatta “sanal” dünyadan yoruldum desem yeridir.. Haticeyle bizim kafalara ayni anda geliyorlar :D Kisacasi blog açmayi düsünmüyorum. Ama bu demek degildir ki yok olup gidiceeeem :P Allah nasip ederse, ara ara bi boy gösterip giderim insallah.. :)

Dualarinda hep yer almak, ve dualarda bulusmak dilegiyle sevgili abicim.. Mevlâ’ya c.c. emanetsin, kendine iyi davran he mi? :)

Haydi görüstük..

2. muhyiddin - Şubat 26, 2008

O beni sevmese ben de onu sevemezdim…

3. akademim - Şubat 26, 2008

Selamlar muhterem Ayşe kardeşim…

Seni burada tekrar görmek çok hoş, bana adsız.wordpress li günleri hatırlattı seni görmek. Senin yayınladığın İstanbul şarkısıyla ablam epey ağlamıştı :) Bir de size taktığım “küçük kadınlar” isimlendirmesi de hatıra olarak zihnimde kaldı. Her şeyiyle güzel günlerdi. Benim ruhen daha sıkıntılı olduğum ve sıcak, seviyeli, istifadeli dostluğunuzla gurbet yalnızlığımı paylaştığınız benim için hiçbir zaman unutulmayacak tiryak günlerdi. Ayrıcabir vefa borcu olarak her zaman sizlerden gelen talepleri başımın üzerinde göreceğim kardeşliğimizin tohumlarının atıldığı günlerdi…

Seninle ilgili haberi alma konusunda irade bana aitti. Son ahvalini Hatice’ye sormuştum ve hayırlı haberini alınca çok sevindim. Hele de Türkiye’ye gelin gidiyor olmana ayrıca sevindim, kendim gidemediğim için birilerinin gurbetinin bitmesine sevindim. Gerçi bir tahminim var, uzun yıllar vatandan ayrı kalan yeni nesil duygusal anlamda daha geniş oluyor ve her yeri vatan toprağı sayma iradesi bakışı daha güçlü oluyor gibime geliyor. (Aklım ne kadar dağınık olursa olsun sözü uzatıcam, haberin olsun :) )

Blog konusunda kanaatlerine kesinlikle katılıyorum. Daha önce de değişik vesilelerle itiraf ettim. Benim blog konusunu neticelendirme kararıma engel olan Hatice oldu. Ve sonrasında yazmaya devam edebilme adına kendimi eskisi kadar sıkmadan yalnızca yazmak ve sizlerin hayır dualarını almak için seyrekte olsa sürdürmeye karar verdim. Senin açmayacak olmana açıkçası üzüldüm diyemem. Çünkü kimse bana gönül koymasın ama hususi olarak tek başına bir blog sorumluluğu üstlenmek işini ciddi alan ve allah rızası için konuşmak isteyen biri için zaman israfı gibi geliyor. Fakat kim bilir kaç defa tekrarladığım teklifimi sana da yapayım. Zaman zaman yazarsan mutlaka burada yayınlayalım. Ve böylece hususi bir bloğ yürütmek mesuliyetinden de kurtulursun, bende yalnız götürmekten kurtulurum :) Gerçi sağolsun zaman zaman bu çağrıya duyarlı dostların yazılarını yayınlıyoruz Akademide.

Akademi zemininin tahdisi nimet olarak ifade ediyorum, Allahın büyük bir inayeti oldu. Rahman belki yüzlerle ziyaretçinin istifadesi bir kaç velud dimağ ile burada buluşturdu. Gerçi şimdi sen bana ben onların bir kısmıyla bizzat dost olarak görüşüyorum der ve beni kıskandırmaya çalışırsın ama onlar bana sürekli dua ediyorlar na’ber :)

Rabbim garazsın ve menfaatsiz dostluğumuzu daim eylesin inşallah. Ve önünde bulunan süreçte enisin olsun. Dualarımdasın muhtereme dost, unutulmadın…

4. akademim - Şubat 26, 2008

Selamlar Muhyiddin,

Enfes bir bakış açısı olmuş, Allah razı olsun. Sevdir bize hep sevdirdiklerini, yar et bize erdirdiklerini… Olumlu bakış açısı sana daha çok yakışıyor, devamını bekliyoruz kardeş, Allah’a emanet ol.

5. Ayse - Şubat 27, 2008

Eveledim geveledim, deve kusu kovaladim.. : ))

Bugün ikinci gün ve ben hala ne yazsam diye düsünüyorum..

Küçükken okulda bize ingilizce ögretirlerken, “fluently-fluently-fluently” diye azarlardi örtmenler. Hos, bana hiç denk gelmedi o azarlar ama dilime yapismis, baskalarini azarliyorum. Simdi de kendime azar çektim, “akici ol kizim akici” diye.. : ))

Umre’nin yorumuna baslarken, Muhterem Muellifim dedigi gibi, bende Muhterem Küçük Dede demek istedim.. Sirrini, okuyunca çözersiniz : P

Esselamüaleyküm Muhterem Küçük Dede,

Sen bize küçük kadinlar benzetmesini yaparsin’da, biz altta mi kaliriz hiç. :P Latife helbet..

Neden küçük dede?

Küçük, yasin daha dede olmak için.
Dede, agabeyligin, büyüklügün ve “nasihatlerin” için.

Gel gelelim cevabima..

Vatan-Millet-Sakarya yi bize ezberletmediler. Dogma büyüme ecnebi memleketindeniz. Hatta 5 yildir türk nüfusum bile yoktu. Dogdugumda konsolosluktan çikartilmis, 15 yasinda resim konacakmis, konmamis, nüfus geçersiz olmus. Bu yaz türkiyede, en nihayetinde, resim koydurup yeni bir nüfus (kimlik) almaya karar verdim. Artik türk olduguma dair elimde bir belge var. : )))

Ama olsun.. Orayi vatan bellemisiz.. Yarim ömre yakin bir zamani uzaklarda geçirmis olsam da, ecdadlarimin topraklarina dönüyorum..

Atatürkün gençlige hitabesini, Istiklal marsini, milli bayramlarin anlamini bilmiyor olsamda..

Atalarimizin döktügü kanlari, Büyük Osmanlinin neler yaptigini ve kimler tarafindan yönetildigini bilmiyor olsamda..

Canakkale savasinin ne oldugunu, nasil geçtigini geçen bahar ögrendim. Trt’de canlandirma yapmislardi. Ve ben ilk defa aglamistim.

Her ne kadar türkiyeyi, bir amerika bir avrupa yapmaya çalissalarda, ben geçmise dogru yol aliyorum. Bügünümüze bizleri geçmisimiz getirdi düsturuyla elbette..

Satirlarimin buram buram tarih kokmasini engelleyip : )))) mevzuyu degistiriyorum yüksek müsadenizle :P

Simcik gel gelelim blog isine..

Itiraf edeyim, o günleri özlemiyorum. Bugünüm dünümden güzel olsun, olmaya devam etsin.

Neden özlemiyorum? Cünkise, çok degerli olup, degersizce harcanan zamanin kaybiydi benim için. Dengeyi tutturamamis, mizani düzene sokamamistim.

Özledigim sey ise yazmak. O gün bugündür tek satir yazi yazmadim. Kabz hâline girmisçesine, musluklar tikanmis, sular kesilmis te satirlardan uzaklasmisim gibi.

Gipta ediyorum sizlere, böyle güzel güzel cevherler ortaya koydugunuz için.

Herkeslere göre bir arti, benim eksim oldu.

Söyle ki;

4 dil bilmek maharettir derlerken, ben kabugumda farkettim ki hiç bir dilin köklerine inememisim. Ve en büyük zorlugu da Türkçe’de yasiyorum.

Güzel seyler yazmak isterken, tikanip kaliyorum. Dagarcigim da eksik dallar var, hemde çok. : ))

Esasen, 5 yil öncesine nazaran, ilerleme kaydettigimin farkindayim. Eskilerde bu kadarini dahi çikaramazdim. : ))

Gidim gidim ilerliyoruz bakalim. Kitap çikarmaya karar verdik ex-nisanlim, future-esimle :P

Akademi hep olsun, ögrenip düsünecegimiz seyler hep olsun, kalemin hep var olsun insallah, Muhterem “Muellifim” (Google amca sagolsun anlamini verdi naniiik :P )

En Yüce ilmî ile âmil eylesin bizleri insallah..

Muhabbet Atesinde köz olabilmek duasiyla..

6. akademim - Mart 3, 2008

Selamlar Ayşe kardeşime…

Evet, sonunda Allah’a hamd olsun uzun zaman sonra Akademiye taze bir soluk getiren notlarını cevaplamaya vakit bulabiliyorum. Türkiye’den kalma hayırlı bir uygulama, her Pazar sabahları öğlene kadar Risalelerden müzakereli ders yapıyoruz. Bugünde dersten geldikten sonra akşamdan yapılacakları listelediğim işleri sırayla yapmaya başladım. Haftalık çamaşır, bulaşıkların yıkanıp kaldırılması, bu hafta için hazırlanması gereken belgelerin düzenlenmesi derken Akademi’deki notları cevaplama faslında henüz bilgisayarın başına oturabiliyorum. ( Bu kadar ayrıntılı yazmamın sebebi, Umre hep der ki: Abi biraz günlük hayatınızdan da bahsetseniz… Al sana günlük hayatım :) )

Kardeşim Ayşe, birçok konuya değinmişsin notunda. Bende benzer sırada kanaatlerimi sıralıyorum müsadenle…

Küçük dede… :)

Harika bir hitap, zannediyorum hayatım buyunca unutmam. Senden bana güzel bir hatıra. Fakat bilmeden bir husus kalbine mi ilham olmuş ne, bende kırk gün kadardır sakallarımı kesmiyordum… :)

Gelelim sana, sen bir defa başlı başına sosyolojik ve psikolojik bir vak’asın. Ayrıca üzerine tez bile yazılabilecek sosyolojik bir modelsin. Nerenden tutsam bir inceleme konusu :). Avrupa da yetişen üçüncü kuşak Türkler mi de desem, başörtüsüyle Avrupa’da okuyan genç kızlar konusunu mu ele alsam, evlilik yoluyla gerçekleşen tersine göç mevzusuna mı eğilsem. Dur ben en iyisi senin üzerine bir kitap yazayım. :) İşin latifesi bir yana Allah’ın sana lütfettiği sosyal konumun sıradan olmadığını baştan kabul etmek lazım ve bu nimetin hakkını vermek lazım. Bu konuya birazdan tekrar bu konuya dönücem.

Bloglar konusundaki düşüncelerime gelirsek, öncelikle sana aynen katılıyorum. Blog dikkatli ve kontrollü değerlendirilmediği zaman kuşkusuz zaman israfı. Aslında bir gün bloglara vakit ayırmamızı sağlayan temel isteklerimiz üzerine bir yazı yazmayı hep düşünmüşümdür. Bizim anne ve babalarımız 70 sonrası ve 80 li yılların genç kuşakları. O günler adına onlardan çok dinlediğim bir ayrıntı var. O yıllarda liselerden üniversiteleri ciddi bir yayın merakı sarmış. O dönemi yaşamış hangi yazar ve şairin hatıratına baksanız çıkardığı edebiyat dergilerinden ya da yazılarını yayınladığı ve haftalık çıkardıkları okul gazetelerinden bahsediyorlar. Ben bizdeki bu hevesi aynı geleneğin bu zamanın şartlarına yansıması olarak görüyorum. O gün şartlar böyleydi, bugün teknoloji sayesinde daha rahat ve bireyselleşme daha mümkün.

Aslında dostlarım bana kızmasınlar ama birçoğumuzun bloğundan gelecek yıllara pek bir şey kalmayacağını düşünüyorum. Benim Akademiyi sürdürmemdeki iki temel gaye yazmak ve sizlerin dualarından mahrum olmamak. Öncelikle şunu kabul etmek lazım, hiçbirimiz mükemmel değiliz. Şahsen ben bir insan olarak yazdıklarımız okunmasını arzu ediyorum. Ve hatta inkâr etmenin gerçeği değiştirmeye bir katkısı da yok, takdir edilmek de istiyorum. Allah kâinatı yaratmasının hikmetini Üstad hazretleri açıklarken, “her cemal ve kemal sahibi cemal ve kemalini bilinmesini ister, Allah ta bir idi ve bilinmek istedi…” şeklinde bir tarif getiriyor meseleye. Hamd olsun Akademi bana geçen bir yılda yirmiyi aşkın yazı hediye etti ve onlarca dostun ahirete sermaye dualarını. Zaman zaman bir ay yazamasam da silmenin getirisinin olacağını sanmıyorum. Bugünlerde Yeşim yazmayacağını açıkladı. Ardından Umre ve Ayşegül yakında kapatabileceklerine değindiler. Kanaatimce çok yayın yapmak değil de, seyrekte olsa verimli bir şeyler konsa kimsenin ne vaktini alır, ne de malayaniyat tehlikesine düşürür.

Senin bana daha yolun en başında dediğin gibi Akademi zamanla kendi fıtri şeklini aldı. Daha geniş çerçevede bir niyetle yola çıkmışken şimdiki mecrasına kayıverdi. Şimdi benim sizlere teklifim, keşke biriniz biraz vakit ayırabilseniz de şu blog zeminini yazı okulu gibi kullanabilsek ve internet kullanıcılarına beraberce temiz, istifade edebilecekleri bir sayfa hediye edebilsek. Yani herkesin ayrı ayrı bloğun olması yerine süreli online bir yayını birlikte yapabilsek. Her dostun orada bir köşesi olsa ve düzenli yazma çabasında olsa. Mesela ben kendi kendimi size söz vererek bağlıyorum ve öylece ürün çıkıyor. Bir zaman haftada bir yazıcam diyorum ve hafta sonu geldiğinden verdiğim sözü tutabilmek için saatlerce karın ağrısı çekiyorum. Yazı da bir zihin hamileliği sonucu sancıyla çıkan zahmetli ama semereli bir nimet. Neyse Ayşe, ben bu konuyu epey uzattım ama maksadım anlaşıldı zannediyorum. Yalnız bu mesele ev hanımı adayı olan sizlere bakıyor. Ayrıca sizler bayanlar olarak kendi içinizde telefonla görüşüyorsunuz. Çok daha düzenli organize olabilirsiniz. Bizim yapabileceğimiz size düzenli yazı göndermek ve kabul ettiğiniz sürece görüşlerimizi paylaşmak olur. Bir ara Hatice’nin böyle bir düşüncesi vardı aslında ama son durum nedir bilmiyorum. İnşallah bu konuda sizlerden hayırlı haberler bekliyorum. Bu konuda son bir ilavem olsun. İster şahsi blog aç, istersen de bahsettiğim dergi formatında bir çalışma yapın, sizlere google’ın yeni site hazırlama ve yayınlama hizmetini öneririm. Çünkü wordpress ve diğer sunumları yazı yayınlama kalitesi ve seçeneği çok düşük. Ayrıca her ülkeden girilememesi gibi handikapları var. Rabbim yollarınıza su serpsin ve O’nun adına çıkacağınız yollarda sizleri muvaffak etsin inşallah.

Bir önceki konuya dönersek, hatırlarsan bir zaman sana Menzil’i çok merak ettiğimi ve bu konuda bir yazı yazmanı rica etmiştim. Seni her ne kadar harekete geçirmeyi başaramasan da Hatice imdadına koşmuş ve enfes, doyurucu bir yazı yazmıştı. Yeri gelmişken, o yazıya ulaşma imkânın varsa mutlaka göndermeni rica ederim. Şimdi Allah sana konum itibariyle özel şartları hazırlamışken ve seninle bu konuda ufkunu paylaşan dostlar nasip etmişken bu konuda ahesterevlik etmen olmaz. “Avrupa’da dindar genç kız olmak…” , “Gurbet nesillerinin kültürlerini korumaları için gereken amiller…”, “Avrupa’da okumanın getirileri, götürüleri…” gibi şimdi üzerine hiç düşünmediğim halde sana daha on tane daha başlık sıralayabilirim. Fakat ben bu başlıklar üzerine tek satır dahi yazamam ve bu nedenle Allah beni zannediyorum bu konuda sorumlu tutmaz. Oysa senin havasını soluduğun ve yıllarca sıkıntıları görerek yaşadığın bir şuur altı müktesebatın var. Şimdi bu vazife senin… Bu sözümü unutma, bu tecrübelerini yazıya aktarmadığın takdirde, Eskişehir hayatının başlamasıyla gelişen süreçte hepsi bir bir uçacak. Benim hayatımda da yazılmaya değer çok önemli birkaç süreç oldu ve o yıllarda ihmal ettiğim için hepsi uçup gitti. Fakat şimdi hicret yıllarımın israf olmasına inşallah izin vermicem. Elimden geldiğince burada elde ettiğim tecrübeleri yazı ve fotoğraflarla kayıt altına almaya çalışıyorum. Bu misyonu eda ederken en büyük destekçinde inşallah bizler olucaz. Hiç birimiz bu işin eğitimini almış yazarlar değiliz, fakat ben inanıyorum ki hayırlı bir niyetle yola çıkanları Allah mahcup etmez ve yardımcıları olur inşallah.

Bu arada istiklal marşı, gençliğe hitabe derken diğer tüm saydıklarını öğrenme sürecinde yaşadığın heyecan ve duygu değişimleri de yazdığın takdirde birince ağızdan biz sosyologlara harika bir ufuk kapısı olacaktır. Senden rica ediyorum, bahsettiklerimi küçümseme. Avrupa’da yetişmiş bir Türk’ün evlilik için ülkesine dönmesi ve her şeyi en başından öğrenmesi çok kayda değer bir tecrübe.

Dil konusunda da dört dil bilen ilk dostum olarak seninle iftihar ediyoruz  Fakat bu nimeti nasıl en verimli şekilde değerlendirirsin, şimdilik kanaatim bu konuda tam oturmadı. Ama şunu söyleyeyim, Allah’ın sana ihsan ettiği nimetlerin en basitini bile değerlendirmezsen sen İslam adına bir insan kaynağı israfı olursun. He nimetin şükrü kendi cinsindendir. Neyse çok mu gözünü korkuttum ne, bir daha uğramayacak kızcağız  Ben biliyorum ki Ayşe benim sözlerime alınmaz ve ağabeylik kredimi kullanmama müsaade eder…

Ve wordte üçüncü sayfayı da doldururken son olarak Türkçe hakkında birkaç kelam edeyim. Birden çok dil biliyor olman kuşkusuz çok faydalı fakat zaman zaman cümle kurarken structure problemi oluyor. Bunu bende sık sık yaşamaya başladım. Ama ciddi bir engel sayılmaz. Ben Türkçeni geliştirmen için basamakları birer birer değil üçer beşer çıkmanı öneririm. Önce hikâyeler, sonra romanlar derken çok uzun zamana ihtiyaç duyulabilir. Seviyesi yüksek fikir kitapları önceleri seni çok zorlasa da yıldan yıla sana çok ciddi yol aldırır. Örneğin bende İngilizce öğrenirken direk akademik yayınlardan başlamak zorunda kaldım ama çok faydasını gördüm. Aslında bu konuda Allah izin verirse daha somut yönlendirmeler yapabilirim. İnşallah ilerleyen günlerde senin talebinle bu konuda adım atabiliriz.

Yazıyı çok uzun tuttuğum farkındayım ama kendiliğinden gelişti, bende akışına müdahale etmedim. Rabbim bizi doğru yoldan ve doğru insanlardan ayırmasın. Her zaman elimden gelen konularda gecikmelide olsa cevap vermeye gayret ederim inşallah. Bu beni çok memnun eder. Sözü bitirirken senden bir ricam olsun, haliyle biz Hatice’ye ulaşamıyoruz. İlk görüştüğünde benim adıma tebrik etmeni rica ederim. Allah a emanet muhtereme kardeşim, aziz dostum…

7. akademim - Mart 3, 2008

Son notumu okumaya sabredenlere Amerika’dan gelirken hediye getiricem söz… :) benim bir suçum yok, hep Ayşe’nin kabahati :)

8. seher - Mart 6, 2008

Es’selam Dostlar,
Eeee siz bu kadar uzatırsanız bizim okumaktan yazmaya zamanımız kalır mı? Hele de benim gibi evinde helal dairede oturamayan ve hep iş yerinde olmak zorunda olanlar nasılda hayıflanırlar…sonra dünyalık nimetler için harcadıkları vakitlerine az da olsa ahiretlik hayır katabilmek adına neler yapabileceklerini düşünür dururlar.
Sanırım bu hal içinde sizden Rabbimden benim ve benim gibiler için dua etmenizi istemekten başka birşey kalmıyor.
Bu arada Sadık Dost her ne zaman gelirsen hediyemi istiyorum madem öyle bir söz vermişsin…Bu gün bir aya yakın zamandır okuyamadığım tüm dostların kıymetli yazılarını kendi istifadem için teker teker okudum…Sanırım hediyem baya katmerli olacak : ) : )
Rabbim kıymetli yazılarından dolayı tüm blog dostlarından razı olsun inşallah.
Allah’ a emanetsiniz.
selametle…

9. Ayse - Mart 8, 2008

Esselamüaleyküm Muhterem Büyügüm,

Gecikmeli cevabim için özür diliyorum. Nedendir bilinmez, hiç bir seye vakit bulamiyorum. Emin ol, bir haftadir her gün en az 2 defa akademiyi ziyaret ediyorum. Ama oturupta uzun soluklu bir yorum yazmaya zaman ayiramadim. Su an bile vaktim çok kisitli. :(

Diyeceksin is kadini misin? Ev mi idare ediyorsun? Okuyor musun? Hepsinin cevabi malum; Hayir! :) Iyi ki öyle seylerle mesgul degilim. Düsündümde, öyle bir durumda kesinkes kafayi siyirirdim artik.

Hayatta böyle monotonlugunu sürdürüyor. Tabiri-i caizse yarasanin tekiyim. Gece yasarim. Ögle 12′de kalkip, sabah 6′da yatiyorum. Buna ragmen hiç birseye vakit bulamiyorum. Zaten kalkar kalkmaz ögle-ikindi-aksam oluyor. Gün bitmis sayiliyor. Sonra aksam yemegi, derken kitap okuma tv izleme anne-babayla oturma fasli basliyor. Sonrasi gece’ye dogru yol aliyor. Internet yolcugu da böylelikle start buluyor. Hizmet nasib oldu bir yerlerde, onunla ilgileniyorum geceleri. Sonrasi sahsi isler, derken sabah namazi olmus. Hayde uyuma vakti.

Ev isleriyle de zaten hiç bir zaman aram iyi olmadi. Dogustan bundan ev kizi olmayacagi belliydi hani. :) Keza öylede oldu. Ev kiziyim evet ama degilim. :P Neyse.. Evlendikten sonra fazlasiyla ev hanimi olup, bitmek bilmeyen ev isleriyle istigal olacagim içüüün o vakte kadar tatil yapiyorum. 20 yila askin bir tatil :D

Evet farkindayim, yorumuna hala cevap vermedim. Son birsey söyleyip cevabima geçicem insallah.

Müslümanin müslüman üzerinde hakki bestir. Bunlardan biri de selam almaktir. Neden her yoruma selamla baslarken, selami alan olmuyor? Bu sitem herkesten önce sana Kemal Abi. :P

Geçelim cevaba.. Nerden baslasam bilemiyorum, yazdiklarina sürekli bakmak zorundayim bu nedenlede Word yerine direkt buraya yaziyorum.

Ilk önce blog isi. E-dergi hazirliyoruz, bilmem haberdar misin. Google grubu açtik, oradan haberlesiyoruz. Bu yüzden baska bir siteyle ilgilenemem herhalde. Ben bu teklife yokum dostlar. Dergiyle dahi ilgilenemiyorum. Hazirlamam gereken yaziyi bile baskasina postaladim. Ortaliklarda o kadar blog ve site var ki, insanlar dagilmis bir taraflara. Ben sahsen okuma taraftariyim. Artik internete ayirdigim vakitlerden de çalip, kitaplara dalis yaptim. Sessiz sakin, elimde kitabim ve ben baska kimse yok. Kitap okumanin huzurunu internette okuduklarima degismem-degisemem.

Blog konusunu kisa kestigimin farkindayim ama ilave edecek birsey bulamadim. Blog açtim demistim, ertesi gün sildim. Vaktimi ayirmam gereken çok daha önemli islerimin oldugunun idrakindeyim. Dergiyi de biraktim sayilir. Katilimcilarin yüzde 90i genç bekar kizlardan olusuyor. Ben artik o taifeden ayriliyorum. Haticede ayrildi. Ki ayrilmaya adim attigindan beride dergide göremez olduk onu. Anlatabilmisimdir insallah. Evlilik çok hassas ve mübarek bir kurum.

Bana gelecek olursak, nerden baslayacagimi bilemiyorum. Vaktim çok daraldi. :( Carçabuk biseyler yazip, arayi daha fazla uzatmak istemiyorum. Hatta benim için çok önemli olan seylerden feragat edip, vaktimi yorum yazmaya ayirdim. Dünya ile ukba arasindaki denge. Mizani gene düzene sokamadim anlasilan. Kiymetini bil bak. ;)

Konuya ilk türkçe’den gireyim. Nefis yapicam biraz ama inan ki bu dile hakimiyetimden dolayi kendimle gurur duyuyorum. Su an türkiyede dogmus büyümüs tahsil görmüs büyük bir nüfus türkçeyi konusmayi bilmezken, ben uzak diyarlarda bu kadarini yapabiliyorsam helal bana. Tavsiyelerin içinde tesekkürler. Biraz uçuk olucak ama hayli zor eserler okuyorum. Dagarcigim da eksik dallardan kastim osmanli türkçesiydi.

Neden?

Söyle izah edeyim. Benim en iyi hakim oldugum dil fransizca. 6 yil boyunca latince dersi aldim. Bu latince fransizcanin kökeni oldugundan, küçük yasta makaleler, edebi yazilar yazmaya baslamistim. Cok getirisi olmustu sahsim adina. Dilin en derinine inmis oldum. 14. yuzyildan bu yana yazilmis eserler, edebiyat asiklarinin yazdiklari üzerine çok çalistim. Birikimim doldu tasti diyebilirim. Halbuki ana dilim türkçe. Ve bir türkün bu dile hakimiyeti tahsilim boyunca çok takdir edildi.

Iste, nasil ki bu dilin kökenlerini ezberleyip, okuyup, çalistiysam, türkçede de ayni beklentim var. Su an arastirmalarim çalismalarim bunun üzerine. Okudugum eserler derin düsüncelerden ziyade, türkçenin kullanimiyla ilgili. Elhamdülillah zorlanmiyorum.

Bu kadar dile hakim olmak Mevlâ’nin bir ikrami olduguna inaniyorum bende. Bir dili ögrenmek uzun yillar ve ugraslar gerektirirken, benim yatkinligim çok fayda sagladi ögreninim boyunca.

Evlenip yasayacayim yerde, hiç biri isime yaramayacak bunuda biliyorum. Üzülmüyorum. Ben ilk basta bildiklerimle amel edip, bilmediklerimi ögrenmek istiyorum. 10 dil bilmisim benim neyime.

Herseyin evveli, söylemistim ya En Yûce ilmî ile âmil eylesin bizleri diye..

Inan ki hiç birsey ögrenme meraklisi degilim. Çok seyler ögrendigimi biliyorum ama dünyaya dair. Bana her hangi bir getirisi de olmadi ahiretim için. Bu yüzden kivrak zekami :))) baska seyler için çalistirmak istiyorum artik.

üfff vaktim çok daraldi.

Sen benden kisacasi bir günlük tutmami istiyorsun. Yapamam. :) Yasadiklarimi yaziya dökmekten nefret ederim. En son öyle birsey yaptigimda, bir zaman sonra elime geçen notlari yakmistim. Iyi ki de yakmisim. Geçen seyler üzerine karalamak istemiyorum.

Esasen, benden çok sey istemissin. Allah c.c. razi olsun. Ama yapamam inan.

Son bir kaç aydir bir hâl içerisine alindim. Cözemedim, çözülmüyor. Filozoflar gibi ben kimim? neredeyim felan demeye basladim artik. Bir çok nedeni vardir muhakkak ama bilmedigim nedenler iste.

Maneviyatimla ilgili seyler, kabz halleri, daralmalar, bunalmalar.

Böyle bir insandan da zaten birsey istenmez.

Mesela demistim ya kimseyle sohbet edemiyorum. Edemiyorum çünkü karsimda ki insanin düsünceleri çok kisitli, çok yüzeysel. Eger birileriyle sohbet edeceksem bu derinlere inmekle baslamali. Kafa yormak istiyorum. Karsilikli. Böyle insanlarda ne yazik ki bizim toplumuzda kolay bulunmuyor. Hani siz türkler ne derler. Entellektüel. :))) Latife helbet, ama dogruluk payida var. Bu entellektüellik tasavvufta olsun istiyorum. Tasavvufa gönül veren bir insan olarak baska bisey beklenemezdi herhalde.

Çok derin. Sir içinde sirlar gizli. Ögrenmek le bitmiyor. Okumak la bitmiyor. Yasamak la bitmiyor. O kadar engin bir deniz ki, sen istedikçe daha da veriyorlar. Ve ben hep açim. Belki hiç okumadigim kadar kitap okudum bununla ilgili. Hala da okuyorum. Su an kitapligimda okudugum eserler okumadiklarimin yaninda toz kalir. Biri bitiyor biri basliyor. Ama ben hala doyamadim.

Kisacasi müsadenizle, ben ögrenmeye devam etmek istiyorum. Istediklerimi ögrenmedikçe de faydali seyler yazmayi düsünmüyorum. Istesem de yazamam.

Neyse.. Yazdiklarimi tekrar okuyamicam, belki saçmaladim bilmiyorum. Bildigim tek sey hiç olmadigi kadar duaya muhtaç oldugum. Cok zor günler geçiriyorum. Kimselerle paylasamiyorum belkide. Hatta dua etmekten bile âciz düstüm. Nasil dua edecegimi de bilmiyorum. Kendim için dua edemiyorum. Hayirlisini istemekten baska.

Yavastan toz-toprak olup, kayboluyorum ben.

Haydi rastgele..

10. akademim - Mart 9, 2008

Selamlar Seher,

Gerçekten bugünlerde bende AkademiDen bir başka tat alır oldum. Çok verimli münazaralara kıymetli dostlar sayesinde tanıklık ediyoruz. Allah sizlerden de razı olsun, Rabbim yoğunluğunuza rağmen vefadarlığınızı şefaat vesilesi yapsın inşallah. Ayrıca okuma sabrının hediyesi hazır ama bir şartım daha var, bir an önce hayırlısı ile Türkiye’ye ailemi ve sevdiklerimi ziyarete gelebilmem için dua buyurmanız :) Ancak bu şartlarda sizlere hediyeleri ulaştırabilirim.

Ayrıca maddi hediyeleri ulaştırana kadar seccadeden yükselen hediyeler yerine ulaşıyordur inşallah. Allah a emanet olunuz efendim…

11. Ayse - Mart 10, 2008

Menzil ile ilgili Haticenin yazdiklarina elbette bulamadim. Silindi hersey blogla birlikte. Ama aktürl dergisinin 1996 yilinda yayinlamis oldugu bir yaziyi aynen aktariyorum.

Yılda 500 Bin Kişinin Tövbe İçin Akın Ettiği Köy, İlk Kez Fotoğraflarla Yeni Aktüel’de

İşte Menzil dergâhı
Murat Yalnız

Adıyaman’ın Kahta İlçesi’ne bağlı, resmi adı Durak Köyü olan Menzil’e Türkiye’nin her yerinden tövbe turları düzenleniyor. Kimi alkol ve kumardan kurtulup “Allah yolunda” yeni bir hayata başlamak umuduyla, kimi meraktan her yıl 500 bin kişi Menzil Dergâhı’nı ziyaret ediyor. Her seçim öncesi siyaset rüzgârının buradan yönlendirildiği de iddia ediliyor. Yeni Aktüel muhabirleri, uzun görüşmelerden sonra fotoğraf çekme izni alabildikleri Menzil’e girdi ve dergâhta iki gün geçirdi. İşte merak edilen soruların yanıtları ve “tövbe kapısı”nın sırrı…

Günlerdir sel olup Güneydoğu’ya felaket getiren yağmur damlaları bizi de önüne katmak istercesine dövüyor minibüsümüzü. Aştığımız her tepenin ardından, bizi yine sağanak yüklü, karabasan gibi çökmüş bulutlar karşılıyor. Yarım yamalak çeken, cızırtılı radyodan aldığımız saat başı haberlerde tek değişen, selde ölenlerin sayısı. Yan koltuktaki yaşlı amcaya bakılırsa, 60 yıllık ömründe bir ilke tanıklık ediyor. Çünkü Güneydoğu’nun suya hasret toprakları, neredeyse sular altında kalacak! Bu hengamede, gittiğimiz yerde bizi nasıl bir tablonun beklediği de bir muamma.

Uzaktan hayal meyal seçebildiğimiz tabela, yağmuru yararcasına sürdürdüğümüz zorlu yolculuğun nihayet sonuna geldiğimizin habercisi: “Durak Köyü”, ya da milyonlarca insanın aşina olduğu adıyla, Nemrut Dağı’nın eteklerindeki “Menzil Dergâhı.” Seyyid (Hz. Muhammed’in soyundan gelen) Erol ailesinin yaşadığı, Anadolu’nun en büyük Nakşibendi cemaati Menzil’e ev sahipliği yapan bu küçük köye, Türkiye’nin her yerinden otobüslerle her yıl ortalama 500 bin insanın tövbe etmek için ya da meraktan geldiği söyleniyor. Dergâh özellikle yeni bir hayata başlamak isteyen alkol ve kumar bağımlılarının “tövbe kapısı” olarak biliniyor. Anlatılanlara bakılırsa, sorunlu eski hayatlarını köyün girişinde bırakan ziyaretçiler, iki günün sonunda “Allah yolunda bir sofu” olarak memleketine dönüyor. Bir kez gelenler, fırsatını bulduğunda soluğu yeniden burada alıyor. Ziyaretçisi ve “bağlıları” çok olduğundan, dergâhın Türkiye’de siyasetin en önemli belirleyicilerinden olduğu iddia ediliyor.

Köye girer girmez ilk hissettiğimiz, birkaç saniye önce farklı bir dünyanın kapısından içeri adım attığımız. Diğer ziyaretçiler gibi tövbe almak için değil başka bir amaçla geldiğimiz fark ediliyor olacak ki, daha ilk dakikalardan şüpheyle bizi süzen yüzlerce gözün tartısından geçiyoruz. Haftalar öncesinden irtibat kurup Menzil Dergâhı’ndaki yaşamı haber yapma ve fotoğraflama isteğimizi ilettiğimiz muhtar Metin Gündüz’ü bulmak niyetiyle, dergâhın otobüs şirketi Semerkand’ın yazıhanesine yöneliyoruz. Köydeki iki günümüz boyunca bize refakat edeceğini söyleyen Metin Bey, çok talep olmasına rağmen dergâhın şimdiye kadar hiçbir basın organına çekim yapma izni vermediğini, ilk kez Yeni Aktüel’e kapılarını açtıklarını hatırlatarak, ‘hassasiyetlerine dair’ bir ricada bulunuyor: “Seyda Hazretleri (Menzil’in bugünkü şeyhi Abdülbaki Erol) röportaj vermez, fotoğraf çektirmez. Lütfen bu konuda ısrarcı olmayın ve karşılaştığınızda görüntü almayın. Onun dışında, köydeki hayatı istediğiniz gibi görüntüleyebilirsiniz.” Saygı gösteriyoruz ve iki gün sürecek Menzil izlenimlerimiz başlıyor.

Her şey dergâhın
Güneydoğu’dan medyaya yansıyan sel felaketi haberleri nedeniyle ziyaretçi sayısında azalma olsa da, yine de hatırı sayılır bir kalabalık var. Nüfusu ortalama bin civarında olan 130-140 hanelik köyün günlük ziyaretçi sayısı 1000-1500′ün altına düşmüyor. Bu sayı hafta sonunda 10 bine, bayram ve kandillerde 15 bine çıkıyor. Ziyaretçilerin çoğu cumadan gelip cumartesi ikindi namazından sonra Şeyh Abdülbaki Erol’dan tövbe alıyor, geceyi Menzil’de sohbet ortamında geçirdikten sonra pazar öğlene doğru dönüyor.

Aktüel Dergisi 70. sayı

12. sevgililer günü « Duhan - Mart 23, 2008

[...] geceni gündüzüne katarsın? Söyle, yüzde kaçını O’nun için yaptın bugüne kadar? *(akademim, vidyodan haberdar ettiği için, teşekkürler) « Hayal Kurmak O Kadar [...]